gaziantep eskort gaziantep suriyeli escort gaziantep escort hd porno sex izle
istanbul escort türbanlı escort şişli escort bağcılar escort halkalı escort esenler escort bakırköy escort mecidiyeköy escort fatih escort kayaşehir escort
Taşova escort Gerze escort Pazar escort Kangal escort Sarıkaya escort Side escort İncekum escort Hayrabolu escort Tavşanlı escort Ereğli escort Batıköy escort Suluova escort Durağan escort Niksar escort Gürün escort Çekerek escort Kızılağaç escort Çikcilli escort Ergene escort Simav escort Emirdağ escort Çağlayançerit escort
Ankara masaj salonu Antalya masaj salonu İzmir masaj salonu Adana masaj salonu Bursa masaj salonu İstanbul masaj salonu Mersin masaj salonu Balıkesir masaj salonu Çanakkale masaj salonu Denizli masaj salonu Diyarbakır masaj salonu Hatay masaj salonu Kayseri masaj salonu Kocaeli masaj salonu Muğla masaj salonu Samsun masaj salonu Yalova masaj salonu
Bugun...


Halil YILMAZ

facebook-paylas
OSMANLI VE ÇERKES SÜRGÜNÜ
Tarih: 21-05-2021 14:14:00 Güncelleme: 21-05-2021 14:14:00


1859 yılında Rusya’nın Kafkasya’ya nihai saldırısı başlar. Bu tarihte Çerkeslerin yaşadığı ve direndiği bölge Kafkasya’nın Batısı ve Kuzey batısıdır. Batıda Ahbaz, Ubıh ve Şapsığlar Kuzeybatıda diğer Adıgeboyları son direniş unsurlarıdır. Dağıstan, Azerbaycan ve Gürcistan çok önceden Rusya’nın eline geçtiğinden, Çerkesler tamamen her bölgelerden kuşatılmış ve izole edilmiş duruma getirilmişti. Osetya’nın da yine daha eski tarihlerde Rusya’nın eline geçmiş olması nedeniyle Çeçenler ve AdıgeAhbazlar arasında bağlar ve yollar kopmuş durumdaydı. Zaten Şeyh Şamil’in 1859’da esir düşmesi sonucu buradaki direnişleri büyük ölçüde durmuş hale gelmişti. 1864’e kadar orantısız güçler arasında süren savaş ne Osmanlı’dan ne Batıdan savaş şartları bir nebzede olsa eşitlenmesi adına gerçek bir desteğin gelmemesi , Çerkes kabilelerinin de bir tümü aralarında gerçek bir koordinasyonun sağlayamamalardan dolayı soykırım, sürgün ve teciritin geleceği Çerkeslerin kesin yenilgilerinin olacağı belliydi, 21 Mayıs 1864’te direnişin son bulmasıyla, yeni acıların yaşanmasının soykırım tecriti ve sürgün başlamıştı. Rus Çarlığı,  üç yüz yıl boyunca Güneye inmesine engel olan ve ilerlediği hemen hemen hiçbir coğrafyada kullanmak zorunda kalmadığı kadar askeri ve ekonomik güç kullanmak zorunda bırakarak, kendisine ağır bedeller ödeten Kafkasya’nın dağlı halklarını anavatanlarında bırakmama kararını vahşi ve acımasızca almıştı. Daha doğrusu çok daha önce alınmış bir kararı uygulamaya soktu. Çerkesler ya Kuban bölgesindeki ovalara inecekti ya da Osmanlı’ya gideceklerdi. Dağlar ve deniz kıyıları Çerkesleriçin yaşanılmayacak yasak bölgeler olmuştu. Osmanlı’nın nüfus ihtiyacı hem de Rusya’nın güvenlik tercihleri nedeniyle filiyatta sürgün ve tecriten başka bir seçenek bırakılmamıştı Çerkeslerle yaşanan uzun savaşların ve kıyımların taze hatırasının yanı sıra Osmanlı’da daha iyi şartlar bulacağını uman bazı Feodal unsurlarla din adamlarının etkisi, kimi kaynaklara göre Rusya’da köleliğin kaldırılması nedeniyle bu ticareti Osmanlı’da sürdürmeyi hedefleyenlerin aldatmacaları gibi faktörler sürgüne gönüllü olarak katılmalarada yol açmıştı . Hiçbir sağlıklı istatistiğin tutulamadığı dönemde Osmanlı’ya ulaşabilen Çerkes sayısı uç iddiaları bir kenara bırakırsak,  1 ila 1,5 milyon arasında vahşice yerinde yurdunda edilen Çerkesler vardı. Osmanlı topraklarına ulaşabilenler ise açlık, hastalık ve barınaksızlıktan dolayı ölenler bazı bölgelerde %90’lara varmıştı. Kısmen kara yoluyla gelenler olsa da çoğunluk Trabzon’dan İstanbul’a kadar tüm Karadeniz kıyılarına gemilerle ulaştırmışlardı.Gemilerde yaşanan dramlar ve ölen insanların, kaptan ve tayfalarca denize atılması nedeniyle Osmanlı’ya sürülen Çerkesler en yakınlarının cesetlerinin balıklara yem olmuş olması gerçeğiyle çok uzun süre balık yememişlerdir. Bugün de bunun etkileri sürmektedir, birçok bölgede isekısa bir süre sonra anavatana geri dönülebileceği umuduyla kalıcı evler yapmamışlar tarımla, ticaretle yeterince ilgilenmemişlerdir. Çerkeslerin sivil askeri görevlere yönelmesinde bunlarıda nedenler arasında sayılabilir. Sürgünde yaşanan dramları anlatan ağıttan (ÇerkesceGıbza) biriside Yistanbulak’o adlı ağıttır. Ağıtın sözleri zorla dayatılan sürgünü, sürgün esnasında yaşanan acıların ve kederlerin sürgüne neden olan olayları ve bunlara yapılan lanetlemeyi içermektedir. Çerkeslerin sürgün sırasında yaşadıkları acılar ve dramlar Karl Marks’ın dikkatinden kaçmamıştır. Amerika’da yayınlanan makalelerinin toplandığı, Doğu Sorunu adlı bir kitapta şu sözleri yer almaktadır. ‘ Ey dünya, ey insanlık! Hürriyetin manasını Çerkeslerdenöğrenin! Özgürlüğünü isteyen bir halkın neler yapabildiğine bir bakın! Kudretinin azlığına rağmen özgürlüğünü muhafaza için bu halkın ortaya koyduğu kahramanlığa şahit olun! Onlardan ibret olmamız gerekir.‘ 7 Temmuz 1864’te Kafkasya’nın tamamını işgal edilişinden sonra ise Karl Mark şöyle yazıyordu;  ‘ Rusya’nın Kuzey Kafkasya halkına karşı uyguladığı zecri tedbirler Osmanlı ve Avrupa’nın ahmaklık derecesindeki ilgisizlikleri ve görmemezliklerinden gelişi, Rusya’nın işini hiç tahmin edemediği kadar kolaylaştırdı. Bana göre Polonya inkılabının boğulması ve Kuzey Kafkasya’nın işgali 1815’den bu yana Avrupa ve Osmanlı için önem arz eden en büyük iki ahlaki olaydır.

Çerkeslerin sürgünü sonrasında Osmanlı’nın gelen nüfusu tamamen kendi iç ihtiyacına göre yerleştirdiğini görmekteyiz. Öncelikle Payitaht yani İstanbul çevresinde bir halkaya yerleştirmişlerdir. Kosova’dan daha Kuzeye yerleştirilenler de olmuştur. Bulgaristan’ın doğusuna kadar uzanan bir Batı-Kuzey çemberi ile Sakarya ve Bolu’dan Bilecik, Bursa, Eskişehir, Balıkesir ve Çanakkale’ye uzanan Güney çemberi, Doğu çemberi ise Samsun ve  Sinop’tan başlayarak Amasya,Tokat, Sivas, Kayseri ve Kahramanmaraş  üzerinden Adana ve Hatay’a kadar uzanan bir hat üzerinden oluşmuştur. Bunun dışında kalan bölgeler ise sınırlı sayıda yerleşimler söz konusudur. Ancak 93 harbi olarak bilinen 1877-1878 savaşından sonra imzalanan anlaşmalar çevresinde Rusya’nın baskısı ve kısmen Osmanlı’nın rızası ile Balkanlarla yerleştirilen Çerkeslerin tekrar Osmanlı’nın içlerine sürgün edildiğini görmekteyiz. Bunlar çoğunlukla şimdiki İsrail, Suriye ve Ürdün topraklarına yerleştirmişlerdir. Kutsal topraklar ile Hicaz yolunun güvenliğini ilgilendiren bölgeler Çerkeslerin son durağı olmuştur. Bu arada Kıbrıs’a yerleştirilen Çerkesler olduğunu belirtmekte yarar var. 1878’de Berlin’de ulusal azınlık haklarının yurttaşlık hakları ve siyasi özgürlükler,dini özgürlükler ve kamusal alanda ayrımcılığın önlenmesi olarak tanımlanmasından sonra, Osmanlı Sultanı Abdülhamit Meşrutiyeti kaldırarak bu anlaşmanın toprak kayıpları dışında kalan ve iç hukuku ilgilendiren kısmını uygulamıştır.Osmanlı Sultanı, devleti ve iktidarını korumak için istihbarat ve polis teşkilatını güçlendirmiş İslamcı-Osmanlıcı bir siyaset güdülmüştür. Batı’nın kolayca ele geçiremediği diğer uygarlık sahalarına ait toprakları el geçirmede bir araç olarak kullandığı, ulusalcılık ve milliyetçilik akımlarına ve bunları siyasi bir şantaj olarak kullanmak üzere dayattığı azınlık hakları politikalarına kısmen içgüdüsel kısmen bilinçli olarak bir direnişe geçmiştir. Buna karşın en küçük bir etnik ayrılığa diğer ülkelerde ayrışma faktörü olarak kullanan Batı, kendi toprakları üzerinde ulusal sınırları içinde mümkün olduğunca etnik kimlik temizleme yolunu seçmiştir. Doğu ve Osmanlı ise her etnik kimliğin doğal hakkı olan varoluş ve gelişme taleplerine farklı bir siyasal, sosyal ve iktisadi formül içinde tertiplemiştir. Osmanlı’da kendi çöküşünü durdurmak veya ertelemek için birçok yönde Batı’nın kanunlarını taklit etmekten başka çare bulamazken, bunun doğal sonuçlarından biri olan ulusal haklar konusunu reddetmesi, kendisini ileride çözemeyeceği bir çıkmaza sokmuştur.Çerkesler özellikle soylular sınıfından olanlar, bunların kısmende olsa tebası durumunda olanlar ve daha çok askeri bürokrasi içinde yer alanlar ve diğer sürgün hakların önemli bir bölümü, bu konumları nedeniyle son sığınakları olarak gördükleri Osmanlı’ya sahip çıkmak için bu yapılanmaların içinde en alttan en yukarıya kadar tüm kademelerde görev almışlardır. Çerkesler ve diğer sürgün hakların Batı’daki özgürlükçü hareketlerden ulusçulukakımlarından ve Rusya’daki 1905 ve 1917 devrimlerden etkilenen diğer kesimleride daha çok aydın ya da sivil bürokraside yer alanlar muhalif yapılar içinde yer almışlardır. Bu anlamda İttihat ve Terakki  Cemiyetinegidilen ilk adreslerden birisi olmuştur, bu konumlanış 1900’lerin ilk çeyreğindeki mücadelelerde Ethem Bey ve Rauf Orbay belirleyici olmuştur.Türkiye’deki Çerkes toplumu Osmanlı’ya ilk geldikleri tarihinden itibaren, Osmanlı’nın son 60 yıllık çalkantılı döneminde; hem toplum içinde tek tek bireyler olarak, hem sivil toplum örgütlenmeleri olarak hemde kamu görevlileri olarak, nüfuslarına oranla oldukça etkin olmuş bir toplum görevini üstlenmiştir. İstiklal mücadelesi yıllarında ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemlerinden de böyle olmuştur. Bir çok halk Osmanlı’nın büyüme dönemlerinde toprakları ile birlikte imparatorluğa katılarak Osmanlılaşırken, Çerkesler farklı olarak, hiçbir zaman Osmanlı toprağı olmayan ülkelerinin Rusya tarafından işgali nedeniyle Osmanlı İmparatorluğunun, bu en karanlık yıllarında bile bu özellikleri nedeniyle Osmanlı’nın belki kendisinin bile inanmakta zorlandığı son kurtuluş çabalarına destek olma uğruna çok bedel ödeyen bir halktı Çerkesler.

Not: Çerkes toplumu ve aydınları yakın tarihlerdeki önemli olaylar hakkında genellikle suskun kalmışlar yeterince  eser üretememişlerdir. İlgileri çoğunlukla sürgün ve ondan önceki tarihleri üzerinde olmuştur.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Esenyurt Belediye Başkanı Kemal Deniz Bozkurt'u başarılı buluyor musunuz?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI